4 Kasım 2024 Pazartesi

 


Kaç senedir böyle bir başıma bir yolculuğa çıkmak istiyordum. Lefkoşa'da zaman durmuş gibi, içinde yaşayan her şeyi ağırlaştıran ve geçmişle barıştıran bir durma hali var burada. Gelir gelmez yavaşladığımı hissediyorum. Ellerim, ayaklarım ve gözlerim düşen nabzıma inat, hız arsızlıklarına devam etmek istiyorlar. Onları da alıştırmam gerekecek. İnatla ve ısrarla yürürken küçük molalar verip, duruyor, uzun uzun etrafı seyrediyor ve fotoğraf çekiyorum. İşte bu fotoğraf da Suriçi - Sabor Restoranın yanındaki sokağın girişi. Kıbrıs'ta bahar bana denk düşmüş, halbuki kısa sürer derler. Şanslıyım. Bu sokaktan içeri girmeden, restorasyonu devam eden Selimiye Cami'nin yanından devam ediyorum. O sırada orta yaşlı ve giyim kuşamıyla oldukça sade, pek dikkat çekmeyen bir adam yanımdan geçerken duruyor ve kulağıma eğilip "13 Nisan'a dikkat et!" diyor. Ben "efendim, nasıl" gibi bir şeyler gevelerken, adam sırt çantasını önüne koyuyor; içinden bir A4 kağıdı ve kalem çıkartıyor. Şurayı imzala diyor. Adamı kırmıyorum ve kağıdın üzerine adımı yazıp üzerine dümdüz bir çizgi çiziyorum. Adam bir işi başarmanın mutluluğu ile "aferin. sen o kadar da dikkat etmeyebilirsin 13 Nisan'a, sen iyi bir adamsın." diyor. "Ne olacak ki 13 Nisan'a?" diyorum. Dikkatli bir merakla sorduğum için o da temkinli ve babacan yanıtlıyor. "İyiler iyileri, kötüler kötüleri bulacak" diyor. "Büyük kehanet bu dostum" diyorum. "Bunun ilhamı neredendir, kaynağını bana lütfeder misin?" diye soruyorum. "Kaynak bilmez kaynak olduğunu, kaynak kıçım olsun ne hoş. Kelaynak bilir mi kelaynak olduğunu? Bütün yıldızlara isimlerini biz verdik." diyor. Bunu derken sesi davudi, tonu bariton, tavrı didaktik. Zaten Kıbrıs beni yumuşatmış, inceleşmiş ve yavaşlamışım; aç bir kaplan gibi düşünmeye teşne, yüzüm kabul dolu adama gözlerimi dikiyorum. Bir iki saniye sessiz bakışıyoruz. Adamın alnına alnımı yakınlaştırıp, alınlarımızı buluşturuyorum. sonra iki elimle iki kulağını kavrayıp yukarı aşağı sallandırıyorum kulaklarını. "Ey güzel mahluk! İyi dileğinle 13 Nisan'ımı düze çıkardın. Şimdi ben de sana bir iyilik yapmak istiyorum. Tabi kabul edersen." Adam bu yakınlığı bir Kıbrıslı'dan görmemiş besbelli, afallaya kekeleye "tabi kabul ederim, nedir ki?" diyor. Şaşkın şaşkın bakıyor yüzüme. Ben sanki sahnede 40 yıllık bir jönün tadını çıkara çıkara lafını söylemesi gibi adamın gözlerinden gözlerimi ayırmadan ve kulaklarını ileri geri oynatarak; "Artık bu kulaklarla hiç duymadığın güzel melodileri duyacak ve duymanın sana zarar vereceği sesleri de asla duymayacaksın" diyorum. "Sana bu iyiliği yaptım beğendin mi?" dediğimde adam bir mürit kadar inançla "beğendim beyim." diyor.

Karşılıklı inanç, sevgi ve dostlukla, iki farklı yörenin delisi olarak  ayrılıyoruz. O otopark tarafına gidiyor, ben de Girne Caddesine doğru devam ediyorum.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Harita

  Ortaokuldaydım sanırım, o sıralar UNESCO'nun sattığı kartpostal setleri vardı, okulun karşısındaki Baturay Kırtasiye'ye gelirdi. Y...